Kutlama

Kutlama

M.Ö 151

Olimpos bugün erken kalkmıştı. Çiçek taşıyan,süsleme yapan, yemekleri hazırlayan, birbirine bağıran Afrodit'e bağımlılık yemini etmiş doğa ruhlarını her yerde görebilirdiniz.
Zor da olsa kendimi penceremin yanındaki yatağımdan çıkartmayı başardım. Günlerdir oradan oraya koşturmaktan o kadar yorulmuştum ki...Hiç dışarı çıkmak istemiyordum. Gerçi bu benim her zamanki halimdi, hep odamda kalıp herkesten saklanmak istiyordum.


Aynaya doğru yürüdüm ve sabah uyandığımda ne kadar korkunç göründüğümü incelemeye başladım.
Normalde farklılık olduğunu düşündüğüm turuncu kafam şu an korkutucu derecede Ares'in lav saçlarına benziyordu. Elektrik mavisi gözlerimin altında mor halkalar oluşmuştu. Athena gözümün altındaki halkalarla ava bile çıkabilirdi...

''Ah baba, isyan etmek gibi algılama ama ne vardı sanki Afrodit'in güzellik büyüleri bana etki etseydi?''

''Sen Zeus ve Hera'nın kızısın. Aptal büyüler senin gibi melez tanrıçalara etki etmez.''
Annem yine bana fark ettirmeden odama dalmıştı.3

"Ne zaman bana Tanrıça demekten vazgeçeceksin ? Ben bir Tanrıça değilim."2

İç geçirerek ''Anne bir gün şu sessiz girişlerin yüzünden camdan atlayacağım.'' dedim.

Sert bir ifade ile cevap verdi. ''İzin yok.''1

''Camdan atlamama mı?''

''Hayır ölmene,Her neyse elbiseni ve takılarını getirdim. Yakın dostun çok Yüce (!) Afrodit kızı Thaila senin için seçmiş."6

Yüzünde iğrenme ifadesi vardı. Tanrılar aşkına, annem Hera Afrodit'in neyini sevmiyordu ? Tamam benimde aşk büyülerini, tüm gün boyunca vücudu ve yüzü güzelleştirmek için yaptıkları o berbat kokulu karışımları sevdiğim söylenemezdi ama Afrodit eğlenmesini bilen bir tanrıçaydı. ayrıca ona işim düşmüştü şu sıralar. Thaila da öyle.

Annemin yatağımın kenarına bıraktığı 3 elbiseye ve onlarla uyumlu olan takılara baktım. Bunlar oldukça abartılı ve şatafatlı elbiselerdi. Biri hariç. Elbiseyi elime aldığımda Thaila'nın bu beyaz elbiseyi özellikle gönderdiği hissine kapıldım. Çünkü Olimpos'ta tek arkadaşım oydu ve tarzımı biliyordu. Elbise beyazdı ve üstünde altın ipliğinden işlemeleri, ince altın renkli şeritler halinde askıları ve belinde yine altın sarısı bir kuşağı vardı. Bu tam benim tarzımda bir elbiseydi. Az sonra hazırlanmama yardımcı olmak için Thaila gelecekti.

Yüzümü yıkamak için banyoya doğru yürürken kapı çaldı.

''Vay be en azından kapı çalmayı bilen birileri var.''

Kapıyı açmamla Thaila'nın içeriye dalması bir oldu.

"Hey! Günaydın!'' Bir an duraksadı ve acır gibi yüzüme baktı.

''Sanırım gün snin için henüz aymamış. Her neyse yüzüne yapmamız gereken çok işlem var.-Etrafımda dönerek- saçlarına da...ve tabii ki vücudunada. Beth malzemeleri getir! "
Elleri kolları dolu bir şekilde Thaila'nın baş yardımcısı Beth içeri girdi.
"Aaah Thaila ! O şeylerle bana tecavüz edeceğini söyleme sakın! "

"Sen ne biçim tanrıçasın?! Bir Tanrıça böyle konuşmamalı. Ayrıca bunların hepsi senin güzelliğini ortaya çıkarmak için hayatım."diyerek beni payladı. Direnmek fayda etmeyecekti çünkü susmazsam saçlarımı cımbızla yolabilirdi. Teslim olmaya karar verdim.

''Derhal banyoya Shaila! seninle çok işimiz var.''

***************
Nihayet Thaila'nın işkenceleri bitmişti ve zorda olsa saraydan çıkmak üzereydim. Topuklu ayakkabılar üstünde yürümek bir Minator'u alt etmekten daha zordu. Dışarısı yukardan göründüğünden daha güzeldi. Her tarafta çeşitli çiçekler vardı. Masaların üstünde meyveler,tatlılar,tanrı içeceği olan Nektar ve Tanrı Kurabiyesi olan Ambrosia'lar vardı. Eğer bir insan Nektar ya da Ambrosia yemeye kalkarsa,bir ışık kütlesine dönüşüp ölmesini izleyebilirdiniz.2

Sarayın tam girişinde Tanrılar ve Tanrıçalar tahtlarına oturmuştu. Ortada babam Zeus ve annem Hera,babamın sağında Hades -Aslında Posedion burda oturmalıydı ama annem Hades'ten ürküyordu.- Hades'in yanında Posedion ve diğer büyük 9 Olimposlu Tanrı sırayla dizilmişti. Beni gören Olimpos Askerleri,Doğa Ruhları,Tanrıçaların yardımcıları,Tanrı ve Tanrıçaların davetliler reverans vererek selamladılar.
Geriye kalan Tanrı ve Tanrıçaların kahraman çocukları da ebeveynlerinin tahtlarına yakın yerlere yerleşmişlerdi. Thaila annesinin tahtının hemen önünde diz çökmüştü. Annesi ile uyumlu olarak giydiği saten beyaz elbisesi ve kumral saçları o kadar güzel görünüyordu ki ben bile hayran kalmıştım. Hemen yanında tarım ve ekin Tanrıça'sı olan Demeter'in oğlu Abel vardı. Ares'in önünde yardımcısı aynı zamanda oğlu olan çirkin yaratık Daimos oturuyordu. Sağ tarafında daha önce görmediğim bir kahraman vardı. Bir ölüyü andıracak derecede solgun bir ten rengine sahipti. Saçları daha önce hiç görmediğim netlikte bir siyahtı ve gözleri de aynı renkteydi. Çocuk ciddi anlamda şimdiye kadar gördüğüm en yakışıklı kahramandı. Etrafında bu kadar doğa ruhunun ve Afrodit kızlarının olmasından sadece benim gördüğüm en yakışıklı kahraman olmadığı anlaşılıyordu. Babam töreni başlatmak üzere ayağa kalktı.3

"Sevgili Olimpos halkı ve kadim dostlarım... Bugün sevgili kızım Shaila'nın 18. Yaş günü ve aynı zamanda bu senenin son ay dönümü gerçekleşecek bu gece.Böyle 2 muhteşem olayın 1 güne denk geldiğini şu zamana kadar görmedik. Bu yüzden kızım Shaila için görkemli bir doğum günü organize etmek istedik."

Babam eliyle hafifçe beni ortaya çağırdı. Yürümeye başladığımda Hades'in gözlerini üstümde hissettim ve bu oldukça rahatsız ediciydi.5

"Tüm Olimpos Tanrıları olarak ortak bir görüşümüz var.Shaila'nın uğuruna inanıyoruz bu yüzden eğer sevgili kızım kabul ederse artık 13 Olimposlu olacağız."30

Ne?! Beni asil tanrılardan biri mi yapmak istiyordu babam?! Davetliler arasında bir uğultu oluştu. Asil tanrıların sayısının artması demek bütün dengenin düzenin kural ve kaidelerin değişmesi yerle bir olması demekti.

Henüz kendi gücümü bile keşfedememiştim ama artık bir cevap vermeliydim."Beni onurlandırdınız baba.Teşekkür ederim."Apollon gibi laf cambazı olabilseydim keşke. Kabul etmek istemiyordum ama kabul etmek zorundaydım. Başımı hafifçe eyerek saygılarımı ilettim,bu kabul ettiğim anlamına geliyordu. Babamın sert yüzünde hafif bir tebessüm oluştu.

"Keyfine bak Olimpos ! Bugün hepimizin günü.Yeni Tanrıçamızı kutlayın,o kendini keşfedince neye hükmettiğini öğreneceksiniz."

O sırada ortadan çekildim ve şölen başladı. Sanatların,ateşin ve şiirin Tanrısı olan Apollon'un öğrencileri enstrümanlarıni çalmaya başladı. Hiç birşey yiyesim gelmiyordu ama bir Nektar'a hayır diyemezdim. Yüzünü görmediğim bir görevli bana doğru geldi ve nektar tepsisini uzattı. Akıldan geçeni anlayan yeni nesil görevliler... hmm fena değil.
Bardağı alarak annemin bahçelerine doğru yöneldim. Burası adeta benim cennetimdi.. Her yerde rengarenk çiçekler ve saçtıkları kokular o kadar güçlüydü ki bir süre sonra baş ağrısı yapabilirdi.

Devasa şeftali ağaçlarının orta kısmında bulunan bir kamelyaya oturdum. Nektar bardağından bir yudum aldım. Kulaklarımda bir uğultu oluşmaya başladı.Bu Nektar daha önce de böyle miydi? Bir anda kendimi yerde buldum. Hala sesleri duyabiliyordum ve etrafı görebiliyordum ama hareket edemiyordum. Hareket etmeye çalıştığımda sırtıma inanılmaz bir acı saplanıyordu,yardım istemek için bağırmayı denedim ama bağıramıyordum. Nektar veren o görevlinin bana doğru yaklaştığını gördüm. Yüzünün bir kısmını gördüğümde şaşkınlıktan ne yapacağımı bilemedim.Ama Aşil nasıl tekrardan dönmüş olabilirdi?!

Tepkiniz Nedir?

like
0
dislike
0
love
0
funny
0
angry
0
sad
0
wow
0